duyurular

06

Ekim

KTÜ-SAM Haftalık Uluslararası Gündem Bülteni (Ekim 2026 - 1. Hafta)

Stratejik Araştırma Merkezi

Karadeniz Teknik Üniversitesi Stratejik Araştırma Merkezi (KTÜ-SAM) olarak, küresel sistemde meydana gelen kırılmaları, ekonomik güç değişimlerini ve toplumsal krizleri disiplinlerarası bir perspektifle incelemeye devam ediyoruz. Bu haftaki bültenimizde, merkez bankalarının para politikalarından Asya-Pasifik'teki güvenlik mimarisine, küresel iklim finansmanından Güney Asya'daki siyasi dalgalanmalara kadar geniş bir yelpazeyi farklı başlıklar altında analiz ediyoruz.

1. Küresel Ekonomi Politik

Fed'in Faiz Politikaları ve Gelişmekte Olan Piyasalara Etkisi Amerikan Merkez Bankası'nın (Fed) son çeyrekte izlediği faiz indirim döngüsü, küresel sermaye akışlarında belirgin bir yön değişikliğine neden oluyor. Yüksek borçluluk oranlarına sahip gelişmekte olan ekonomiler için bu durum kısa vadeli bir rahatlama sağlasa da, doların küresel rezerv para statüsündeki dalgalanmalar yerel para birimleri üzerinde yeni baskılar yaratıyor. Özellikle Latin Amerika ve Güney Asya'daki yükselen piyasalar, sıcak para girişlerini üretime dönüştürmekte zorlanırken, enflasyonist riskler yerel merkez bankalarını temkinli olmaya itiyor. Uzmanlar, Fed'in 2026 sonuna kadar atacağı adımların, küresel borç krizinin hafiflemesinden ziyade yeni bir finansal kutuplaşmaya yol açabileceği konusunda uyarıyor.

Avrupa Birliği Yapay Zeka Yasası'nın (AI Act) Küresel Ticarete Yansımaları Avrupa Birliği'nin yürürlüğe koyduğu kapsamlı Yapay Zeka Yasası, teknoloji devlerinin Avrupa pazarındaki faaliyetlerini yeniden yapılandırmasını zorunlu kılıyor. Yüksek riskli yapay zeka sistemlerine getirilen katı şeffaflık ve denetim standartları, ABD ve Çin merkezli teknoloji şirketlerinin milyarlarca dolarlık uyum maliyetleriyle karşılaşmasına neden oldu. Bu yasal düzenleme, yalnızca bir teknoloji regülasyonu olmanın ötesinde, AB'nin normatif gücünü (brussels effect) kullanarak küresel dijital ticareti kendi standartlarına göre dizayn etme stratejisidir. Veri mahremiyeti ve algoritmik şeffaflık konularında AB standartlarına uymayan şirketlerin pazar payı kaybetmesi, Asya ve Amerika'da benzer yasal hazırlıkların hızlanmasına yol açıyor.

BRICS+ Genişlemesi ve Küresel Ticarette Dedolarizasyon Eğilimleri BRICS ülkelerinin yeni üyelerle genişlemesinin ardından, blok içi ticarette yerel para birimlerinin kullanılmasını teşvik eden "dedolarizasyon" adımları hız kazanıyor. Özellikle enerji ticareti ve kritik hammaddelerin fiyatlandırılmasında Çin Yuanı ve Hindistan Rupisi'nin kullanım oranlarındaki artış, ABD Doları'nın hegemonyasına yönelik uzun vadeli ve stratejik bir meydan okuma olarak değerlendiriliyor. SWIFT sistemine alternatif ödeme altyapılarının test edilmesi ve blok içi merkez bankaları arasında kurulan dijital para köprüleri, küresel finansal sistemin tek kutuplu yapısını derinden sarsıyor. Bu durum, yaptırım riskinden kaçınmak isteyen Küresel Güney ülkeleri için yeni bir ekonomik cazibe merkezi oluşturuyor.

Kritik Mineraller Tedarik Zincirinde Afrika'nın Yükselen Rolü Elektrikli araç (EV) ve yenilenebilir enerji teknolojilerinin kalbinde yer alan lityum, kobalt ve nadir toprak elementleri (REE) için verilen küresel mücadelede Afrika kıtası jeo-ekonomik bir savaş alanına dönüştü. Çin'in kıtadaki maden yatırımlarına karşı ABD ve AB'nin "Kritik Mineraller Kulübü" inisiyatifiyle milyarlarca dolarlık altyapı fonları açıklaması, Afrika ülkelerine yeni pazarlık avantajları sunuyor. Demokratik Kongo, Zimbabve ve Namibya gibi ülkeler, ham cevher ihracatını kısıtlayarak katma değerli işleme tesislerinin kendi topraklarında kurulmasını zorunlu kılan yasalar çıkarıyor. Bu "kaynak milliyetçiliği" trendi, küresel yeşil dönüşümün maliyetlerini artırırken, tedarik zinciri güvenliğini ülkelerin ulusal güvenlik doktrinlerinin merkezine yerleştiriyor.

Meksika ve Vietnam'ın 'Friendshoring' Stratejisindeki Yeni Konumları ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşları ve teknolojik ayrışma (decoupling) süreci, çok uluslu şirketlerin üretim hatlarını dost ve müttefik ülkelere kaydırması (friendshoring) stratejisini hızlandırdı. Bu jeo-ekonomik yeniden yapılanmadan en kârlı çıkan ülkelerin başında Meksika ve Vietnam geliyor. Meksika, coğrafi yakınlığı sayesinde otomotiv ve elektronik sektörlerinde ABD'nin en büyük tedarikçisi konumuna yükselirken; Vietnam, yarı iletken ve tekstil üretiminde Çin'e en güçlü alternatif olarak öne çıkıyor. Ancak bu hızlı sanayileşme dalgası, söz konusu ülkelerin yerel altyapılarında (enerji ve lojistik) ciddi kapasite aşımına neden olmakta ve tedarik zincirlerinin kalıcı olarak çeşitlendirilmesinin önündeki en büyük fiziki engel olarak belirmektedir.

2. Uluslararası Güvenlik ve Jeopolitik

NATO'nun Doğu Kanadı'nda Artan Askeri Yığınak ve Baltık Güvenliği Rusya ile Batı arasındaki stratejik gerilim, NATO'nun doğu kanadındaki güvenlik mimarisini Soğuk Savaş'tan bu yana en yüksek teyakkuz seviyesine çıkardı. Özellikle Polonya ve Baltık ülkelerine yerleştirilen yeni nesil hava savunma sistemleri, ağır zırhlı tugaylar ve kalıcı komuta merkezleri, Avrupa'nın güvenlik konseptinin "caydırıcılıktan" "ileri savunmaya" (forward defense) dönüştüğünü kanıtlıyor. Baltık Denizi'nin İsveç ve Finlandiya'nın da katılımıyla adeta bir "NATO gölüne" dönüşmesi, Rusya'nın Kaliningrad eksenindeki askeri manevra alanını ciddi şekilde daraltıyor. Bu militarizasyon süreci, bölge ülkelerinin savunma bütçelerini GSYH'nin %3'ünün üzerine çıkarmasına ve konvansiyonel silahlanma yarışının tehlikeli bir boyuta ulaşmasına neden oluyor.

Güney Çin Denizi'nde Tırmanan Filipinler-Çin Gerginliği Hint-Pasifik bölgesinin en kritik fay hatlarından biri olan Güney Çin Denizi'nde, Filipinler ve Çin sahil güvenlik unsurları arasındaki fiziki temaslar ve "gri bölge" çatışmaları tehlikeli bir tırmanış gösteriyor. Çin'in İkinci Thomas Sığı'ndaki (Second Thomas Shoal) Filipin askeri ikmal gemilerine yönelik tazyikli su ve lazerli engellemeleri, ABD'nin Filipinler ile olan Karşılıklı Savunma Antlaşması'nı tetikleme sınırına yaklaşmış durumda. Yeni Delhi ve Tokyo yönetimlerinin Manila'ya sağladığı askeri donanım destekleri, sorunun ikili bir anlaşmazlıktan çıkarak ABD-Çin rekabetinin denizcilik alanındaki en somut güç denemesine dönüştüğünü gösteriyor. Bölgedeki herhangi bir taktiksel hesap hatası, geniş çaplı bir konvansiyonel çatışmayı ateşleme potansiyeli taşıyor.

Kuzey Kutbu'nda (Arktik) Yeni Rekabet: Enerji ve Güvenlik Küresel ısınmanın etkisiyle Arktik Okyanusu'ndaki buzulların erimesi, bölgeyi devasa enerji rezervlerine ve yeni deniz ticaret rotalarına (Kuzey Denizi Rotası) açarak büyük güçler arasında yeni bir jeopolitik rekabet alanı yarattı. Rusya'nın bölgedeki askeri üslerini modernize edip buzkıran filosuyla nükleer denizaltı devriyelerini artırmasına karşılık, ABD ve NATO müttefikleri Kuzey Kutbu'nda tarihinin en büyük kış tatbikatlarını düzenliyor. Çin'in kendini "Arktik'e yakın devlet" olarak tanımlayarak bölge ülkeleriyle ekonomik ortaklıklar kurma çabası, stratejik denklemi daha da karmaşıklaştırıyor. Arktik Konseyi'nin diplomatik işlevini büyük ölçüde yitirmesi, bölgenin silahsızlandırılmış yapısının hızla çökmesine neden oluyor.

Yapay Zeka Destekli Otonom Silah Sistemleri ve Savaşın Geleceği Modern muharebe sahalarında, insan denetiminden bağımsız olarak hedef belirleyip imha edebilen Yapay Zeka (AI) destekli Ölümcül Otonom Silah Sistemlerinin (LAWS) kullanımı savaşın doğasını radikal bir biçimde değiştiriyor. Özellikle asimetrik çatışma bölgelerinde yoğun olarak kullanılan sürü dronlar (drone swarms) ve algoritmik karar alma mekanizmaları, konvansiyonel orduların savunma doktrinlerini geçersiz kılıyor. Birleşmiş Milletler nezdinde bu silahların sınırlandırılmasına yönelik Cenevre görüşmelerinin sonuçsuz kalması, teknolojik olarak üstün devletlerin bu alandaki Ar-Ge yarışını hızlandırmasına yol açıyor. Makinelerin ahlaki ve hukuki sorumluluk taşıyamayacağı gerçeği, uluslararası insancıl hukukun (Cenevre Sözleşmeleri) geleceği açısından devasa bir kriz yaratmaktadır.

Orta Doğu'da Çin'in Artan Diplomatik Nüfuzu ve Arabuluculuk Rolü ABD'nin Orta Doğu'daki güvenlik taahhütlerini azaltarak dikkatini Asya'ya kaydırdığı bir dönemde, Çin'in bölgedeki ekonomik ağırlığını diplomatik nüfuza dönüştürme stratejisi derinleşiyor. İran ile Suudi Arabistan arasında sağlanan tarihi normalleşmenin ardından, Pekin yönetiminin Körfez ülkeleriyle imzaladığı uzun vadeli enerji ve altyapı anlaşmaları, Çin'in geleneksel "müdahalesizlik" ilkesinden pragmatik bir "istikrar sağlayıcı" role geçiş yaptığını gösteriyor. Hem İsrail hem de Arap dünyasıyla dengeli ilişkiler kurabilen ender aktörlerden biri olan Çin'in bu yumuşak güç diplomasisi, Washington'un bölgedeki geleneksel müttefikleri üzerindeki baskı kurma kapasitesini zayıflatıyor ve çok kutuplu bir Orta Doğu mimarisinin temellerini atıyor.

3. Çevre, İklim ve Toplum

Akdeniz Havzası'nda Artan Aşırı İklim Olayları ve Tarımsal Kriz Akdeniz havzası, küresel iklim krizinin merkez üslerinden biri olmaya devam ediyor. Özellikle İspanya, İtalya, Yunanistan ve Türkiye'yi kapsayan coğrafyada art arda yaşanan yıkıcı seller ve rekor kıran kuraklık dalgaları, bölgesel gıda güvenliğini doğrudan tehdit ediyor. Zeytinyağı, narenciye ve tahıl gibi stratejik tarım ürünlerindeki ciddi rekolte kayıpları, Avrupa genelinde gıda enflasyonunu tetiklerken, kırsal kesimdeki çiftçilerin protestolarını şiddetlendiriyor. İklim değişikliğinin neden olduğu hidrolojik dengesizlikler, sadece tarımsal bir sorun olmaktan çıkıp, su kaynaklarının yönetimi üzerinden sınır aşan ülkeler arasında potansiyel güvenlik ve göç krizlerine zemin hazırlayan stratejik bir meseleye dönüşmüştür.

COP31 Öncesi Küresel İklim Finansmanı ve "Kayıp ve Zarar" Tartışmaları Gelecek yıl düzenlenecek olan COP31 İklim Zirvesi öncesinde, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki "iklim adaleti" tartışmaları giderek sertleşiyor. Karbon emisyonlarında tarihsel sorumluluğu düşük ancak iklim krizinin yıkıcı etkilerine en çok maruz kalan Küresel Güney ülkeleri, kurulan "Kayıp ve Zarar Fonu"na (Loss and Damage Fund) gelişmiş Batılı devletlerden beklenen milyarlarca dolarlık sermaye aktarımının yapılmamasını sert bir dille eleştiriyor. İklim finansmanının krediler yerine hibeler şeklinde verilmesi gerektiği yönündeki talepler, uluslararası finans kuruluşlarında yapısal reform çağrılarını beraberinde getiriyor. İklim diplomasisindeki bu tıkanıklık, küresel yeşil dönüşümün adil bir şekilde gerçekleşmesinin önündeki en büyük diplomatik engeldir.

Plastik Kirliliğine Karşı Küresel Anlaşma Müzakerelerinde Son Durum Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) öncülüğünde yürütülen Küresel Plastik Anlaşması müzakerelerinde sona yaklaşılırken, petrol üreticisi ülkeler ile çevreci koalisyonlar arasındaki ayrışma derinleşiyor. Mikroplastiklerin insan kanında ve okyanusun en derin çukurlarında tespit edilmesinin ardından, tek kullanımlık plastiklerin üretiminin kademeli olarak durdurulması ve döngüsel ekonomi modeline geçilmesi hedefleniyor. Ancak, petrokimya endüstrisine sahip dev ekonomiler, üretim kısıtlamaları yerine sadece "atık yönetimi ve geri dönüşüm" odaklı bir anlaşmada diretiyor. Yasal olarak bağlayıcı olması planlanan bu antlaşmanın nihai metninin nasıl şekilleneceği, dünyanın en büyük kirletici sektörlerinden birinin ekonomik kaderini belirleyecek.

Amazon Ormanları'nda Ormansızlaşma Hızındaki Değişimler Brezilya'da hükümetin uyguladığı katı çevre politikaları ve uydu destekli denetim mekanizmaları sayesinde Amazon yağmur ormanlarındaki yasa dışı ağaç kesim oranlarında belirli bir düşüş trendi yakalandı. Dünyanın en büyük karbon yutağı konumundaki Amazonların korunması, küresel karbon döngüsünün dengelenmesi açısından hayati bir başarı olarak görülüyor. Ancak, tarım lobilerinin siyasi baskıları, yasa dışı altın madenciliği (garimpo) faaliyetleri ve orman alanlarını soya/et üretimine açma yönündeki ekonomik rant hırsı, elde edilen bu kırılgan çevresel başarıyı her an tersine çevirme potansiyeli taşıyor. Uluslararası toplumun Amazonların korunması için sağladığı fonların sürdürülebilirliği, bu ekolojik mücadelenin kaderini belirleyecek.

İklim Kaynaklı Göç Dalgaları ve Avrupa'nın Göç Politikaları Sahra Altı Afrika ve Güney Asya'da yaşanan çölleşme, deniz seviyesi yükselmeleri ve aşırı hava olayları, milyonlarca insanı yerinden ederek "iklim mültecileri" kavramını uluslararası politikanın merkezine taşıdı. Avrupa Birliği sınırlarına yönelen bu yeni ve devasa göç dalgaları, kıta genelinde göçmen karşıtı sağ popülist partilerin güç kazanmasına ve Avrupa'nın sınır güvenliği politikalarını (Frontex) giderek daha militarize bir yapıya dönüştürmesine neden oluyor. Uluslararası hukukun henüz resmi olarak tanımadığı "iklim mülteciliği" statüsü, hem insan hakları örgütleri ile hükümetler arasında hukuki bir kriz yaratmakta hem de göçün kaynak ülkelerinde kalıcı uyum ve dayanıklılık projelerine yatırım yapılmasını zorunlu kılmaktadır.

4. Bölgesel Odak - Güney Asya

Hindistan'ın 'Çin'den Ayrışma' (Decoupling) Stratejisi ve Ekonomik Yükselişi Hindistan, küresel tedarik zincirlerinin Çin'e olan bağımlılığını azaltma (China Plus One) arayışından ekonomik olarak en çok fayda sağlayan aktör konumunda. Başbakan Modi yönetiminin başlattığı "Make in India" kampanyası ve çok uluslu şirketlere sunulan dev teşvikler (PLI), Apple başta olmak üzere teknoloji devlerinin üretim hatlarını hızla Hindistan'a kaydırmasını sağladı. Yıllık %7'ye yaklaşan GSYH büyümesiyle dünyanın en hızlı büyüyen büyük ekonomisi olan Hindistan, teknolojik altyapısını ve liman kapasitelerini geliştirerek Küresel Güney'in yeni sanayi devi olmaya hazırlanıyor. Ancak bürokratik hantallık, iş gücü niteliği sorunları ve iç siyasetteki kutuplaşmalar, bu ekonomik rüyanın önündeki yapısal engeller olarak varlığını koruyor.

Pakistan'da IMF Reformları ve Siyasi İstikrar Arayışı Ağır bir dış borç krizi ve döviz rezervi erimesiyle mücadele eden Pakistan, IMF ile imzaladığı milyarlarca dolarlık kurtarma paketi (stand-by agreement) kapsamındaki acı reçeteleri uygulamaya devam ediyor. Enerji sübvansiyonlarının kaldırılması, vergi oranlarının artırılması ve kamu iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesi, halkın alım gücünü dramatik şekilde düşürerek sokak protestolarını beraberinde getirdi. Cezaevindeki eski Başbakan İmran Han'ın destekçileri ile sivil-asker bürokrasisi arasındaki derin siyasi fay hatları, ülkedeki makroekonomik reformların sürdürülebilirliğini riske atıyor. Pakistan'ın iç istikrarı, komşusu Afganistan'dan sızan terör grupları ve Hindistan ile devam eden Keşmir gerginliği düşünüldüğünde, bölgesel güvenlik açısından kritik bir öneme sahiptir.

Sri Lanka'nın Borç Yapılandırması ve Ekonomik Toparlanma Süreci Tarihinin en ağır ekonomik çöküşünü ve siyasi krizini yaşayan Sri Lanka, uluslararası alacaklılar (Paris Kulübü, Çin ve Hindistan) ile yürüttüğü zorlu dış borç yapılandırma müzakerelerinde kritik bir eşiği geride bıraktı. Turizm gelirlerinin yeniden canlanması ve işçi dövizlerindeki artışla birlikte enflasyonun tek haneli rakamlara inmesi, ada ülkesinde makroekonomik bir toparlanma umudu yarattı. Ancak Çin'in Sri Lanka'daki stratejik liman yatırımları ve borç diplomasisi üzerinden kurduğu tahakküm, Hindistan ve ABD'nin bölgedeki jeopolitik endişelerini canlı tutmaya devam ediyor. Sri Lanka'nın toparlanma süreci, Küresel Güney'deki temerrüde düşmüş diğer ülkeler için bir emsal teşkil etmesi açısından yakından takip ediliyor.

Bangladeş'te Seçim Sonrası Ticaret Diplomasisi ve Lojistik Hub Hedefi Bangladeş, şiddetli siyasi protestoların ve boykotların gölgesinde geride bıraktığı genel seçimlerin ardından iç siyasi tansiyonu düşürerek odak noktasını ticaret diplomasisine kaydırdı. Dünyanın en büyük ikinci hazır giyim ihracatçısı olan Dakka yönetimi, "En Az Gelişmiş Ülke" (LDC) statüsünden 2026 sonunda çıkmaya hazırlanırken, AB ve ABD ile tercihli ticaret anlaşmalarını korumak için yoğun bir lobi faaliyeti yürütüyor. Eş zamanlı olarak, Matarbari Derin Deniz Limanı gibi devasa altyapı projelerini Japonya'nın desteğiyle tamamlayarak Bengal Körfezi'nde Çin ve Hindistan arasında kilit bir bölgesel lojistik merkezi (hub) olmayı hedefliyor. Bu strateji, Bangladeş'in jeopolitik önemini ekonomik bir kaldıraca dönüştürme vizyonunu yansıtıyor.

Afganistan'da İnsani Kriz ve Bölgesel Güvenlik Dinamikleri Taliban yönetiminin uluslararası alanda tanınmama durumu Afganistan'daki derin insani krizi daha da içinden çıkılmaz bir hale getiriyor. Kadınların eğitime ve istihdama erişimine yönelik devam eden sert kısıtlamalar, uluslararası yardım kuruluşlarının ülkedeki faaliyetlerini durma noktasına getirirken, milyonlarca Afgan temel gıda ve sağlık hizmetlerinden mahrum yaşıyor. Öte yandan, Çin ve Rusya'nın maden imtiyazları karşılığında Taliban ile kurduğu pragmatik diplomatik temaslar ve Pakistan'ın sınır ötesi terör gruplarına (TTP) karşı yürüttüğü sınır dışı operasyonları, Kabil'in komşularıyla olan karmaşık ilişkilerini şekillendiriyor. Afganistan'ın jeopolitik izolasyonu, Orta ve Güney Asya'yı birbirine bağlayacak enerji (TAPI) ve ticaret koridorlarının inşasını belirsizliğe sürüklemektedir.

Erişilebilirlik

Az Gören
Disleksi
DEHB
Epilepsi
Renk Körlüğü
Katarakt
Yaşlı Dostu
Motor Bozukluk

Dil Seçenekleri

Türkçe
English
العربية
Русский
Deutsch
Français
Español
Português

Renk Körlüğü Filtreleri

Kırmızı-Yeşil
Yeşil-Kırmızı
Mavi-Sarı
Yüksek Kontrast

Arka Plan ve Kontrast

Koyu Mod
Mavi Işık
Gri Tonlama
Resim Gizle

Yazı ve Metin

Küçült (-)
Normal (A)
Büyüt (+)
Disleksi Font
Metin Boşluğu
Satır Aralığı
Sola Yasla

Okuma Araçları

Sesli Oku (Tıkla)
Okuma Şeridi
Başlık Vurgusu
Büyük İmleç