Türkiye OECD ve G20 endüstri uluslarının kurucu üyelerinden biridir.

Cumhuriyet tarihine bakıldığında, Türkiye özel sektör katılımı, yabancı ticaret ve direk yabancı yatırım üzerinde katı bir devlet kontrolü ile birlikte yarı durgun bir yaklaşım sergilemekteydi. Fakat 1980’ler de, Türkiye bir dizi reform gerçekleştirdi ve ekonomiyi durgun ve izole edilmiş yapısından çıkararak özel sektör ve pazara dayalı bir yapıya kaydırdı. Reformlar hızlı gelişmeyi teşvik etti, fakat bu gelişme ciddi ekonomik durgunluklar ve 1994, 1999 (o yıl meydana gelen depremin ardından) ve 2001 deki ekonomik krizlerden dolayı kesintiye uğradı ve 1981 ve 2003 yılları arasında yıllık ortalama %4 lük bir GDP ile sonuçlandı. Ek reformların eksikliği, kamu sektöründeki büyüyen bütçe açıklarıyla birleşince yüksek enflasyon, zayıf bankacılık sektörü ve büyüyen makro ekonomik ticaret ortaya çıktı.

2001 deki ekonomik krizden sonra başlatılan reformlar sayesinde enflasyon tek rakamlı hanelere düştü, yatırımcı güveni oluştu, dış yatırımlar arttı ve işsizlik azaldı. Türkiye yavaş yavaş pazarını, ekonomik reformlar sayesinde ve  kamu sektörüne ait sanayilerin özelleştirilmesi üzerindeki devlet kontrolünün azalmasıyla geliştirdi ve özel ve dış katılımlı pek çok sektörün liberalleşmesi politik tartışma konusu olmaya devam etti.

2002 den 2007 ye kadar olan GDP büyümesi ortalama %7.4 dür ve bu Türkiye'yi o dönemde dünyadaki ekonomisi en hızlı büyüyen ülkeler arasına sokmuştur. Türkiye’nin ekonomisi artık kırsal bölgelerde yapılan geleneksel tarımla yönlendirilen bir ekonomiden ziyade ülkenin genelde batısında yer alan büyük şehirlerdeki dinamik sanayi kompleksleri ve gelişen hizmet sektörünün söz sahibi olduğu bir ekonomidir. Tarım sektörü GDP’ nin % 11.9 nu oluştururken, sanayi %23.7 ve hizmet sektörü de %, 64.5 ini oluşturmaktadır. Turizm sektörü son 20 yılda hızlı bir gelişme kat etmiştir ve ülke ekonomisinde çok önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. 2007 de ülkeye 27,214,988 ziyaretçi gelerek Türkiye’nin gelirine 18.5 milyon dolar katkıda bulunmuştur. Ekonominin diğer anahtar sektörü bankacılık, inşaat, otomotiv, ev gereçleri, tekstil, yağ arıtma, petrokimya, yiyecek, madencilik, demir çelik ve makine sanayisidir.

Son yıllarda kronik yüksek enflasyon kontrol altına alınmış ve bu durum da ekonomik reformları pekiştirmek için ve istikrarsız  ekonominin kalıntılarını ortadan kaldırmak için yeni bir para birimine geçişin yolunu açmıştır. 1 Ocak 2005 de eski Türk lirasından altı sıfır atılarak yeni Türk Lirasına geçilmiştir (1 YTL= 1,000,000 TL). Devam eden bu ekonomik reformların sonucunda enflasyon 2005 yılında % 8.2 ye ve işsizlik oranı da % 10.3 e düşmüştür. Kişi başına düşen gelir olan 5,062 USD ile 2005 yılında Türkiye dünyada 69 uncu sırayı almıştır. 2004 yılında toplam gelirin % 46.2 sinin yüksek gelirli %20 lik kesime, % 6 lık bölümünün ise düşük gelirli kesime düştüğü tahmin edilmekteydi.

Türkiye sanayi ürünlerini artırmak ve aynı zamanda Avrupa Birliği menşeli yabancı yatırımların ülkeye çekilmesi amacıyla  1995 yılında imzalanan Gümrük Birliği’nin avantajlarından yararlanmıştır. 2004 yılıyla karşılaştırıldığında, 2005 yılında %16.3 lük bir artış gösteren 73.5 milyon dolarlık ihracata karşılık, %19.7lik bir artışla ithalat 116.5 milyon dolara tekabül etmekteydi. İhracatla ilgili en son bilgiler 2007 yılındaki 106 milyon dolar olmasıdır ( ana ihracat partnerlerimiz; Almanya %11.2, İngiltere %8, İtalya %6.95, Fransa %5.6, İspanya %4.3, Amerika %3.88, Toplam Avrupa Birliği ihracatı %56.5.). Fakat 170 milyon dolarlık büyük ithalat miktarı ticaret dengesini tehdit etmektedir (ana ithalat partnerlerimiz: Rusya % 13.8, Almanya %10.3, Çin %7.8, İtalya % 6, Amerika %4.8, Fransa % 4.6, İran %3.9, İngiltere %3.2, Toplam Avrupa Birliği ithalatı % 40.4 , Toplam Asya  % 27).

Dış yatırımların düşük olduğu yıllardan sonra Türkiye 2007 yılında FDI de 21.9 milyon dolarlık bir yatırım çekmeyi başarmıştır ve önümüzdeki yıllarda bu oranı arttırması beklenmektedir. Büyük oranda gerçekleştirilen özelleştirmeler, Türkiye’nin Avrupa Birliğine girme yolunda yaptığı değişikliklerle oluşan istikrar, istikrarlı büyüme, bankacılık, perakende ve telekomünikasyon da yapılan ki yapısal değişikliklerin hepsi dış ticaretteki artışa katkıda bulunmuştur.

Son Güncelleme : 10-03-2014